AYDINLIĞA DÖNÜŞMENİN KISA SERÜVENİ – KÖY ENSTİTÜSÜ-

Güldem COŞAN

Yazarın şu ana kadar yazılmış 3 makalesi bulunuyor.

Bu zamana kadar adını defalarca duymuşsunuzdur köy enstitülerinin. Yıllar geçmesine rağmen hala bahsedilir o dönemlerde yapılanlardan. Peki öyleyse nedir bu köy enstitüleri ? Neler yaptı da yaptıkları hala  anlatılır durur yıllarca. Kimine göre eğitimin meşalesi kimine göre köylüyü köyde hapseden bir uygulama. Kimine göre kominist, sosyalist yetiştiren ahlaksızlık yuvalarıdır. Öyleyse işin aslına şöyle bir göz atalım.

1930’lu yıllarda savaştan yorgun çıkmış halkın yüzde doksanı okuma yazma bilmezken ülkede sadece altı bin öğretmen vardır. Bu öğretmenlerin çoğu şehirde yetişmiş ve hiçbiri köylerde görev yapmak istememektedir. Köylerde eğitim imtiyazı köy ağalarının elindedir ve köy çocukları toprakta çalışarak köy ağalarına hizmet etmektedir. Bağımsızlığını kazanmış bir ülkede insanlar hala tutsak olarak yaşamını sürdürürken Mustafa Kemal Atatürk orta çağ karanlığında yaşayan köylülerden bağımsız bireyler yetiştirmek istemiştir. Artık ‘’Köylü milletin efendisi’’ olmalıdır diyerek 1935’ te eğitim ile ilgili yapılan bir kongrede köylerde yeterli eğitimin olmadığı üzerine bir konuşma yapar. Dönemin Milli Eğitim Bakanı Saffet Arıkan yeterli öğretmen olmaması sebebiyle köylere öğretmen gönderilemediğinden yakınıyordu. Çözüm olarak okuma yazma bilen 85 kişi köylerinden çağrıldı. Böylece Eskişehir’de  altı aylık bir eğitim aldıktan sonra kendi köylerine eğitmen olarak döneceklerdi.

Atatürk’ ün ölümünden sonra bu hayali kendini eğitime adamış olan Milli Eğitim Bakanımız Hasan Ali YÜCEL VE İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı TONGUÇ gerçekleştirmiştir. İsmail Hakkı TONGUÇ köyleri tek tek dolaşarak raporlar hazırlar. Daha nitelikli eğitim verilmesi için yeni tip öğretmenler yetiştirmek gerekirdi. Aydın, nitelikli, zorunluluktan değil istekle ve zevkle bu işi yapabilecek öğretmenler…  Bu iki devrimci birlikte hareket ederek ülkede eşsiz bir eğitim modeli yaratır.Hasan Ali YÜCEL ülkeyi 21 bölgeye ayırarak demir yollarına yakın yerlerde eğitim merkezleri kurar. 5 yıl eğitim alan öğrenciler köylerine dönerek köylerinin aydınlanması için emek harcayacaktır. Bir anlamda köylerin kalkınması sorumluluğu kendi köylerinden yetişmiş aydın köylüler tarafından gerçekleştirilecektir.

Plana göre okulsuz köy ,öğretmensiz okul kalmayacaktı. Üretim içinde eğitim , eğitim içinde üretim felsefesiyle yetişecekti nesiller. Öğretmen olacağını öğrenen bilgiden , eğitimden, teknikten yoksun çarıklı binlerce köy çocuğu gelecekti bu enstitüye. ‘’Hasanoğlan Köy Enstitüsü’’ de bunlardan biriydi işte. Tek tek elleriyle ördüler duvarlarını enstitünün. Örülen her duvarı aydınlığa ördüler. Umutla ve mutlulukla çalıştılar. Hasanoğlan Köy Enstitüsü büyük bir eğitim merkezi haline getirildi. Öğrenciler halk oyunları oynadılar, hayatın içinde üretime dahil olarak öğrendiler her bir şeyi. Sabah saatlerinde uygulanan serbest okuma çalışmalarıyla Balzac’ı Tolstoy’u tanıdılar. Hasan Ali YÜCEL Dünya klasiklerini Türkçe’ye tercüme etmişti. Her öğrenci bir yılda 25 klasik eser okumak zorundaydı. Tabi o zamanlarda özet için Google amcaya başvurmadıkları gibi okudukları kitabın özetini de kendileri çıkarıyordu. Okuma saatinin ardından eğitime başlanıyordu. Ezbere dayalı olmayan bu sistemde deney-gözlem,tartışmacı teknikleri kullanarak dersleri işliyorlardı.  Geometri ya da matematik öğrenirken yaşamın içinde öğrenilirdi.   Geleneksel enstrümanları çalmayı öğrenirlerdi. Aşık Veysel enstitüleri dolaşıp bağlama dersi verirdi.  Hatta kendi elleriyle yaptıkları amfi tiyatroda haftalık eğlence programları düzenlediler. Moliere’nin Kibarlık Budalası, Sheakspear’in Bir Yaz Gecesi Rüyası gibi bir çok klasik eseri sahnelediler. Hayatın içinden hayata dair birçok şey öğrendiler bu enstitülerde. Bağcılık,arıcılık,marangozluk, demircilik, ilim,irfan,sanat,edebiyat…vs. en çok da korkmadan, çekinmeden eleştirmeyi,sorgulamayı öğrendiler. Haksızlık karşısında savunma yapmayı , eşit düzeyde yaşamaya dair paylaşabilmeyi öğrendiler. Kısacası insanı insan yapan tüm değerleri hayata geçirdiler. Birkaç yıl sonra sekiz bin genç öğretmen olarak okullarına döndüler ve ışık saçmaya, aydınlık getirmeye devam ettiler. Ta ki köy enstitüleri siyasi çıkarlar uğruna kurban edilinceye kadar.

Köye gelen öğretmenler sayesinde köylüler artık bilinçleniyor, kendi ihityaçlarını kendisi karşılayabiliyor, daha aydın düşüncelerle öğrendiği gibi öğretiyordu da. Köy öğretmenleri köyün aydın imamlarıyla işbirliği yaparak şeyhlerin cemaat ve tarikatlarına meydan bırakmıyordu. Köydeki öğretmenlerin varlığı sebebiyle  köy ağalarının güçleri de sarsılmaya başlamıştı. Bunun üzerine kara propagandalar da başlamaya başladı. Bırakın camiye girmeyi ’’Kızlı erkekli’’ eğitim mi olur ile başladı propagandalar. Dinsizlik ve ahlaksızlık öğretildiğine dair suçlamalarla devam etti. Hatta asıl suçlamalar dönemin en muhalif tercümanlarından, ilerici fikirleri nedeniyle mahkum olmuş sonra afla salınmış bir solcu olan Sabahattin Ali’nin enstitüyü ziyaretiyle başlamıştır. Onun öğrencilerle sohbet etmesi suçlamaları ağırlaştırmıştı. İşte o zaman enstitülere ‘’ Kominist Yuvaları’’ denmeye başlanmıştı. Bilimden , aydınlanmadan korkan insanların planları teker teker işlemeye başlamıştı. Köy Enstitüleri yöneten kesimden daha iyi bir profil oluşturmaya başlamıştı. Bu yönetenler için tehlike arz ederdi. Bu kabul edilebilir bir şey değildi. Bugünkü siyasal islamın ve nice siyasilerin halkın seviyesine inme girişiminden çok halkon seviyesini yükseltme girişimiydi köy enstitüleri. ‘’ ben bindiğim eşeğin benden akıllı olmasını istemem ‘’ diyen enstitü muhalifi ve aynı zamanda köy ağası olan milletvekilinin bu sözü istenen profili net olarak açıklıyordu aslında. Mecliste yaşanan anlaşmazlıklar üzerine dış politikada yaşanan olumsuzluklara karşılık dönemin cumhurbaşkanı İsmet İnönü Amerika’dan yardım istedi. Amerika yardımını köy enstitülerinin kapatılması şartını Truman doktrini ile öne sürdü.  Evet belki ilk aşamada  köy enstitüleri kapatılmadı. Ama kuruluş amacından olabildiğince uzaklaştı. Hasan Ali Yücel bakanlıktan alındı, İsmail Hakkı Tonguç ilden ile sürüldü. Öğrencilere okutulan klasikler öğrencilerin düzeyine uygun olmadığı gerekçesiyle yasaklandı. Serbest okuma ve tartışma saatleri iptal edildi. ‘’ Kızlı erkekli’’ eğitime son verildi. Kısacası köy enstitülerinin ruhu öldürüldü. Demokrat partinin kurulmasıyla verilen sözler tutuldu ve 1954’te bütün köy enstitüleri kapatıldı. Yerine imam hatip okulları açıldı. Enstitüye giden çocuklar artık imam hatip okuluna gitmeye başladı. İşte böyle sona erdi enstitülerin serüveni de… Kısacık ömrüne onlarca şair,yazar,bilim insanı yetiştirdi. Düşünsenize kapatılmasaydı enstitüler nice aydın insnlar yetişecekti ülkede.

Yine bu enstitüde yetişmiş yazar Talip Apaydın’ın dediği gibi ‘’ Elektriksiz köy,  susuz kır , işlenmemiş kafa kalmayacaktı. Bu ülke , baştan başa aydın insanların, çalışkan insanların ülkesi olacaktı. Ama gericiliğin ağır bastığı yerde hangi iyi niyet toza dumana karışmamıştır? Hangi ışıklar söndürülmeye çalışılmamıştır?’’ 

Siyasi çıkarlar uğruna kurban edildi köy enstitüler. Ülkenin geleceğiyle oynandı çıkarcı politikacılar yüzünden. Kutuplaştırıldı,bedel ödetildi, karanlığa hapsedildi.  Karanlıkta çırpınmaya devam ediyoruz, çünkü bu ülkede hala 3 milyon insan okuma yazma bilmiyor. Hala doğu köylerinde çocuklar okula gidemiyor. Hala bu ülkede sanata ve sanatçıya yönelik ne varsa yıkılmaya çalışılıyor. Hala eğitim emekçilerine yönelik fişlemelerle saldırılar devam ediyor. Çünkü bu ülkede arzulanan demokrasi kökten yok edilmeye devam ediyor.. İsmail Hakkı Tonguç’un dediği gibi

‘’Demokrasinin iki çeşidi vardır. Biri zor ve gerçek olanı, öbürü de kolayı, oyun olanı…Topraksızı topraklandırmadan, işçinin durumunu sağlama bağlamadan, halkı esaslı bir eğitimden geçirmeden olmaz birincisi, köklü değişiklikler ister. Bu zor demokrasidir ama gerçek demokrasidir.

İkincisi kâğıt ve sandık demokrasisidir. Okuma yazma bilsin bilmesin; toprağı, işi olsun olmasın, demagojiyle serseme çevrilen halk, bir sandığa elindeki kâğıdı atar. Böylece kendi kendini yönetmiş sayılır. Bu oyundur, kolaydır.

Amerika bu demokrasiyi yayıyor işte. Biz demokrasinin kolayını seçtik, çok şeyler göreceğiz daha…’’

Aydınlık günleri yeniden yaşayabilmek dileğiyle; eğitimin güzel yeniliklere dönüşeceği o günleri görebilmeyi sabırsızlıkla bekleyen tüm eğitim emekçisi meslektaşlarım adına köy enstitülerinde yetişen ve bunun bir parçası olan tüm güzel insanlara selam olsun…

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 2 YORUM
  1. Zeliha ipek dedi ki:

    Çok güzel dile getirmişsin başarılarının devamını dilerim güldemcim👏👏👏

  2. Derviş erçek dedi ki:

    Harika bir yazı olmuş,.tebrik ederim

BİR YORUM YAZ